şekilsel davranış ve tatbikatları ibadetler gibi dinden saymak hususundaki hassasiyetlerini tereddütle karşılıyoruz. Beşeri münasebetler konusunda insanların takdir hakları bulun-duğunu, insanların bu alanda verebilecekleri kararların ve yapacakları uygulamaların dinden olması gerekmediğini belirtmek istiyoruz.
İslam alimlerinin çoğunluğu, “Sarih bir nass bulunmayan her yeni olayda Allah’ın hükmünü bilmek gerekir” diyerek İslamiyetin bütün dünya ahkamını düzenlediği görüşünde birleşiyorlar. Dünya ahkamı ya ayet ve sünnetle ya da onların bir işareti veya delaletiyle, yada naslara kıyasla bilinir; kıyasa imkan yoksa nassın işaret ettiği maslahata, nassın belirlediği maslahat yoksa, nassların umumundan çıkarılan genel prensiplere, oda yoksa sahabe büyüklerinin ve reşit halifelerin görüşlerine istinat edilir. Böylece ibadetler gibi dünya ahkamı da kutsallık ve değişmezlik şemsiyesi altında yerini alır.
Nasıl ki Zeydiye ve Caferiye gibi Şiaya mensup mezheplerin masum imamları varsa, ehli sünnet mezheplerinde de ilk dört halife ile onlara danışmanlık eden bazı müçtehit sahabelerin dokunulmazlıkları bulunmaktadır. Büyük sahabelerin görüşlerine aykırı fikir beyan etmek, dokunulmaza dokunmak ve adeta dine karşı durmaktır.
Oysa bazı gerçekler ve deliller, içtihada dayalı hükümler hakkında farklı bir tutum sergilememiz gerektiğini göstermektedir.
Yemen’e vali olarak gönderilen Muaz ibni Cebel’in Peygamberimiz(as) la arasında geçen konuşmayı ve Muaz ibni Cebel’in söylediği ve Peygamberimizin de uygun
105
105 |