1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  36  37  38  39  40  41  42  43  44  45  46  47  48  49  50  51  52  53  54  55  56  57  58  59  60  61  62  63  64  65  66  67  68  69  70  71 



  sıra bekleyen de değirmende kalır, küçük fenerin loş bir şekilde aydınlattığı bu küçük mekânda, yaz geceleri değirmenin avlusunda mahallenin bütün meseleleri konuşulurdu. Gurbette olanlardan alınan yeni haberler, gelin kaynana münasebetleri, çarşıda yapılan alışveriş, hatta ineklerin huyları bile burada ele alınır, herkes görüş ve bilgilerini zevkle aktarırdı.

  Bedriye, küçük oğlunu beşikte bırakıp gelmişti. Çocuğa “büyük ana” dedikleri evin ninesi bakacaktı. Bu nine, oğlunu ve torununu yetim büyütmüş, şimdi kocasının ismini alan torununun oğlu İbrahim’in beşiğini sallıyordu. Kocasını genç yaşta kaybeden ninenin oğlu Ahmet de 93 Savaşı’nda (1876) şehit düşmüştü. Seksenini aşmış dinç bir kocakarı olan nine, şimdi torunu Mahmut’un oğluyla ilgileniyordu. Kocası Mahmut’u gurbete göndermiş olan Bedriye’nin evde iki kaynanası vardı ve ikisi de ona karşı iyiydi. Kocası her sene bir ay kadar izne gelir, erkeklere ait işleri yapar, yine gurbetteki işine dönerdi. Fazla kazanmazdı ama evin zorunlu ihtiyaçlarını karşılardı. Köyde kalsa buralarda para kazanacak bir iş yoktu.

  Sohbet epeyce koyulaşmıştı ki Mişonalı Asiye, kocası önde kendisi arkada, arkasında çarşı sepetiyle aşağıdan göründü. Karı koca çarşıdan geliyorlardı. Asiye’nin kocası Hasan Çavuş, selam verip ilerledi. Asiye abla, hem iki laf etmek hem de biraz dinlenmek ve soluk almak için arkasındaki sepeti indirerek değirmen avlusundaki Fosa muhabbetine konuk oldu. Baş peştamalıyla yüzünün terini sildi, Fosa muhabbetine devam edenlerin bilmesine rağmen, “Çarşıdan geliyorum.” dedi.

  

  9

  

 


9
Önceki                  Sonraki